Bambaşka Bir Maceraya Doğru

FRANSA’DA HAMİLELİK TECRÜBESİ

Merhaba. Sizinle en son yaz tatilimizi paylaşmak için bir aradaydık. Tatilden döndükten sonra hayatımızı değiştirecek olan (hatta bence çoktan değiştiren) gelişmeler oldu: bebeğimiz olacağını öğrendik. O andan itibaren -Allah sağlık verdikçe- ömür boyu sürecek olan bir yolculuğa çıkmış oldum. Dedim ki bu macerayı da neden blogumuzda paylaşmayayım? Bu yüzden kendim için ayrı bir bölüm açtım. Umarım yolculuğumu okumaktan hoşlanırsınız. Sanırım sitemizin adı olan ‘Hearty Trips’ (gönülden yolculuklar) daha önce hiç bu kadar anlam kazanmamıştı. Şartlar el verdiğinde seyahate çıkmaya ve anılarımızı blogumuza yazmaya da devam edeceğimizi belirtmek isterim ama bunun için biraz daha vakit var.

Sizinle ay ay hamilelik tecrübelerimi, başıma gelen bazen ilginç, bazen sinir bozucu, bol ağlamalı, bol mutluluk dolu anılarımı paylaşacağım. Yazılarıma 2. Aydan itibaren başladığımı hemen söyleyeyim zira hamile olduğumu 4. Haftadan sonra öğrendim. Zıkkım içesice ben o 4 hafta yaza girmenin mutluluğuyla çok alkol tüketmiştim ve 3 kez sushi yemiştim. Bir şey oldu mu olmadı yani umarım olmamıştır. Kendimi teselli etmek için de şöyle bir söz uydurdum: ‘Hamile olduğunu öğrenene kadar hamile sayılmazsın’

RUH HALİ

16 Temmuz 2018 günü bebek heyecanına girdik. 4 haftalık hamileydim yani 9 ayın 1’i farkında olmadan geçmişti bile. Ancak sadece 1 hafta tadını çıkarabildim. Ne yazık ki ilk ultrasonda düşük tehlikesi olduğunu öğrendik. Benim için zorluk orada başladı. Üniversiteden sonra yurtdışında yaşamayı kafaya takmıştım. Hayatın bana ne getireceğini bilmiyordum ama hedefimi gerçekleştirmekte kararlıydım. Bana ne mutlu ki eşimle tanıştım. Sadece yurtdışına temelli yerleşmekle kalmadım hayatta beni ondan daha fazla sevemeyecek kişiyi de bulmuştum. Bebeğimle ilgili sorunlar yaşayana kadar yurtdışında yaşamanın bir zorluğunu görmemiştim. Öyle motiveydim ki… Yurtdışında yaşamanın dezavantajı ilk kez ve çok sert bir şekilde tokat gibi çarptı yüzüme.  Şimdi üzerinden aylar geçtiği için söyleyebiliyorum: istirahat etme zorunluluğu çok zor.  Allah’a şükür atlattım ve yeni düzenimi kurdum. Ama o günler, içindeyken geçmiyor. Hem devamlı yatmak zorundasınız hem “ne yapsam Türkiye’ye mi gitsem?” diye ister istemez içinizden geçiyor. Gün içinde hep yalnızdım çünkü eşim çalışıyor malum. İyi bir bakıma çok ihtiyacım vardı hem yatmak zorunda olup hem mutfakta yemek hazırlamak psikolojimi zorladı. 4 hafta boyunca neredeyse her gün ağladığımı söylememe gerek yok sanırım. Hamile olduğumu, dahası riskte olduğumu öğrenir öğrenmez eşim tüm mutfak alışverişi sorumluluğunu üstlendi. O gün bugündür markete belki 3 kere gitmişimdir sağolsun. Bu arada yaşadığımız şehirde hiç tanıdığımız olmadığı için beni yalnız bırakmamak adına patronuyla konuştu ve 4 ay boyunca iş seyahatine çıkmama sözü aldı. Yoksa halim perişan olurdu.

Küçük bir anekdot: Ağustos ayının sonuna doğru beni arı soktu. Arı mı aslında bilmiyorum büyük siyah uçan bir mahluk sol yüzük parmağımı soktu. Allah’tan o saniye alyansımı çıkarmayı akıl edebildim. O parmağın dönüştüğü şekli görseydiniz halime acırdınız. Kızardı sonra da morardı. Şişti de şişti, şişti de şişti. Sanki iple bağlanmış da kangren oluyormuş gibi bir his veriyordu. İçin için yandı. Çıldırmak üzereydim. Suya tuttuğumda cayır cayır yanıyordu. Hamile olduğum için bitkisel bir krem sürebildim ve hiçbir işe yaramadı. Zaten 1 ay yatmışım kafayı yemişim bu da tuz biber oldu. 8 günün sonunda parmak eski haline döndü ama bana 8 sene gibi geldi. (Bebeğe hiçbir zararı olmadı.)

Görüntüleme merkezine ilk gidişimizde sadece keseyi gördük. Ben sonradan öğrenecektim ki meğer bazı hamileliklerde kese oluşur bebek oluşmazmış. Bazen bilgisizlik faydalı olabiliyor; ben bunu o zaman bilseydim gecem gündüzüm kalmazdı. Allah’tan 1 hafta sonra bebişimiz göründü. Düşük riski kesenin olması gereken yerin çok altına yerleşmesinden kaynaklanıyordu. Bu yüzden yatmak zorundaydım. Ne yazık ki bu yetmezmiş gibi bir gün sabah 6’da ambulansla acile gitmek zorunda kaldık. Bebeğimi kaybettiğime emindim ama o kalp atışını duyduğumuz an var ya o an… ömrüm boyunca o anki kahkaha ve gözyaşıyla yüreğime işlenen duyguları asla unutmayacağım. Eşimin yüz ifadesini de… (Yani 4-9. haftaları içinde toplamda 3 kere ultrasona girdim)

HANGİ SEMPTOMLAR VARDI? HANGİLERİ YOKTU?

Çoğu kadın hamile olduğundan şüphelenir. Şüphelenmeyene hep şaşmışımdır. Benim ilk semptomum bir hafta içinde iki kez rüyamda kız bebeğim olduğunu görmemdi. Tabii bu gerçek bir belirti değil ama hayatım boyunca altıncı hissim çok güçlü olmuştur. Üstelik eşim de o hafta rüyasında hamile olduğumu görmüştü. Ama ben garip bir şekilde periyodumun 31 günü geçmesini bekleyebildim-  normalde sabırsızımdır. Baş dönmesi, nefes nefese kalmak, kalbimin çok hızlı çarpması beni en çok etkileyen semptomlardı. (2. Katında oturduğumuz apartmanın asansörü olmaması benim için büyük sorundu, doğurana kadar da sorun teşkil edecek) Sadece bir kez istifra ettim ama ben onu vakti geçmiş kıyma yememe bağlıyorum. Hamilelikle ilgisi yoktu. Zaten çok yüksek olan miyobum yetmezmiş gibi görme kalitem bozulmaya başladı, sonra geçti. Midem hafif bulanıyordu ama özellikle geceleri başım deliler gibi dönüyordu. Sabahları dönmüyordu. Eşimin sevdiği domuz sosislerinin kokusu dışında hiçbir şeyin kokusu bende olumsuz etki yaratmadı. Yani aslında istirahat zorunluluğu dışında beni zorlayan çok şey yoktu. Karnımda kelebek uçuşması hissi ise bana sadece mutluluk veriyordu. Rahmin büyümesinin verdiği sancı ve devamlı idrar ihtiyacı da bebeğin geliştiğini gösterdiği için beni mutlu ediyordu o yüzden şikayet değil şükür ediyordum.

DOKTOR MU EBE Mİ?

Fransa’da (dürüstçe konuşmak gerekirse) hamileliğinizin ilk 3 ayını kimse ciddiye almıyor. Resmi işlemlere de başlamıyorsunuz. 6 aydan önce devlet hiçbir şeyi karşılamıyor. 1) Resmi işlem, devlet yardımı derken bahsettiklerim şunlar: hamilelik serüvenini doktorla mı ebeyle mi götüreceksiniz? Bende ikisinden de birer seçenek vardı evime yakın. Karar vermem bayağı zor oldu. Eşim istediği için çok içime sinmemesine rağmen ebede karar kıldım. (ve devlete bildirdim sistem gereği.) Çünkü bulduğum doktor yeni mezundu ama en azından ebe tecrübeliydi. Herkes yadırgadı tabii, benim de alışmam zaman aldı. Ebeyle hamilelik takibi mi yapılırdı? Ancak Fransa’da hastanede bile doğuma doktorlar girmiyor ebeler doğurtuyor, komplikasyon olursa doktor devreye giriyor. Neyse lafı uzatmayayım Fransa’daki sisteme alışmam çok zamanımı aldı ama sonunda eli mecbur teslim ettim kendimi. Peki hala kendimi ebeyle %100 güvende hissediyor muyum? Hayır. 2) Devlet yardımı derken ise 6. aydan itibaren kan-idrar testleri, ebe/doktor randevularını devletin karşılamasını ve doğumdan itibaren 36 ay boyunca maddi yardım verilmesini kastediyorum.

Muayenehanelerden bahsedecek olursam buradaki muayenehanelerde ultrason cihazı yok çünkü her dakika ultrasona “gerek” yok. Şok oldunuz değil mi hanımlar? Ben başlarda sanıyordum ki her randevumda bebeğimi göreceğim. Türkiye’de böyle değil mi? Hamileliği bırakın herhangi bir kontrolü bile doktorlar elle yapıyorlar. “Şüpheli” bir durum varsa tam teşekküllü hastaneye yönlendiriyorlar. Fransa’da “Hemen bakalım ne var ne yok” diye bir şey yok. Fark ettiyseniz az önce ilk ultrasonu bir görüntüleme merkezinde yaptırdığımı söyledim. İşte sebebi bu. Peki… buna da alıştım… alıştırdılar… Son olarak yukarıdaki ‘Gerek yok’ sözümü açıklayayım: çünkü Fransa’da hamilelik boyunca istisnai bir durum olmadığı sürece hastanede sadece 3 kez ultrasona giriyorsunuz. ÜÇ! 13. haftada, 22. haftada ve 32. haftada… Sizin anlayacağınız beni çıldırttıkça çıldırttılar.

FİZİKSEL DEĞİŞİMLER

2. Ayım için elbette bu başlık altında söyleyeceğim çok şey yok. Karnınız asla çıkmıyor 3,5 ay dolana kadar. Ancak ben zaten (hormonlarımın çıldırdığı ergenlik dönemim dışında) hep zayıf biri oldum ve hamileliğe 45 kilo ile başladım. Baş dönmesinden yiyemediğim için 44’e düştüm. Ki kendi çapımda iyi beslendiğimi bilmeme rağmen. Sonra toparladım ileriki bölümlerde okuyacağınız üzere. 3 ay boyunca hiç ama hiç iştahım yoktu, hep yemeye zorladım kendimi.

BESLENME

Peki ‘kendi çapımda iyi beslenmek’ten kastım ne? Her gün yumurta, süt, avokado, muz, portakal yedim. Haftalık çizelge hazırladım. Sebzemi, etimi, balığımı, tavuğumu, baklagilimi, karbonhidratımı yerleştirdim. (Burada hamilelere nelerin yasak olduğundan bahsetmeyeceğim, siz zaten biliyorsunuzdur) Tek başınıza kalınca, prenses muamelesi görmeyince işte böyle iş başa düşüyor. Derhal gebe vitamini içmeye başladım. (Bu konuyu daha sonra detaylandıracağım) Dediğim gibi kilo almadım, kaybettim. Ama iyi beslendiğim için içim rahattı, kilo kaybetmek sinirimi bozsa da. Beslenme konusunda ileriki bölümlerde söyleyecek daha çok sözüm var.

*

İşte dördüncü ilâ dokuzuncu haftalarım böyle geçti… Daha neler neler yaşadığımı anlatmaya devam edeceğim. Çünkü içimi dökmeye çok ihtiyaç duyuyorum. Bu arada ben boş vaktimi sırf istirahatle değil üreterek de geçirmek istediğim için şöyle bir Youtube sayfası açtım. Yatarken bile faydalı olmanın ve üretmenin bir yolu bulunur. Göz atarsanız çok memnun olurum:

https://m.youtube.com/channel/UCP25-YMEQhnuHW-49tx849Q/videos

İkinci bölümde 9-13. haftalar arasında neler yaşadığıma bakacağız. Şimdilik sevgiyle kalın…

Advertisements

1 Comment »

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s