Fransa’da Hamileliğimin Altıncı Ayı / Sixième Mois de Ma Grossesse en France

Yeniden merhaba! Siz bunları okurken ben yedinci aya giriş yapmış olacağım. Bu yüzden geride bıraktığım altıncı ayın (22-26. Hafta arasının) değerlendirmesini yapalım dedim. Hadi başlayalım!

22. HAFTA DETAYLI ULTRASON 

İşin ciddi yönü: öyle heyecanlıydım ki anlatamam! Bebeğim için en önemli ultrason bu ultrasondu, tüm organlarının ölçümü yapılacaktı. Çok dua ettim hiçbir eksiği olmasın, hiçbir organında sorun çıkmasın diye. Her şeyiyle sapasağlam, şükürler olsun, nazarlardan uzak tutsun Rabbim bizi. Plasentasına kadar gördük. 500 gr kilosu da 22. Haftaya göre idealdi. Boyu 30 cm idi. Aslında böyle olunca bebeğin mahremini ihlal ediyormuşuz gibi geliyor ama meraktan da çatlıyoruz 🙂 Bir an bile elimi bırakmayan canım eşimin elleri soğuk soğuk terliyordu heyecandan. Bir yandan ellerimi öperken bir yandan ekrana kilitlenmiş haldeydi 🙂

Bu ultrason günleri beni karne bekleyen öğrenci gibi heyecanlandırıyor çünkü bebeğe iyi bakıp bakmadığımı görebiliyorum. Kimse bana bunu hissettirmese hatta aklından geçirmese bile bir sınavda olduğumu düşünüyorum ve bebeğin gelişimi olması gerektiği gibiyse başardığımı hissediyorum. Aynı duyguyu her ay yaptırdığım kan ve idrar testlerinde de hissediyorum. Kendime iyi bakmış mıyım, bebeğe zarar veren toksoplazmadan kapmış mıyım, vb? Test sonuçları geldiğinde karneye bakar gibi bakıyorum…

Magazinsel yönü: 15-20 dakika süren ultrasonun sonunda doktor o can alıcı soruyu sordu. Aslında başlarken de sormuştu “öğrenmek istiyor musunuz?” Diye ama yine sordu :)) biz onayladıktan sonra kız bebeğimiz olacağını söyledi. İnanır mısınız çok şey hissetmedim o an. Algılayamadım. Sağlığı yerindeydi ya ne önemi vardı? Erkek deseydi de afallayacaktım. Sanki tam 9 hafta bu anı bekleyen ben değildim. Hastaneden çıkıp tramvaya yürürken kafama yavaş yavaş dank etmeye başladı. Kızımız olacaktı! Eşimin içten içe nasıl kız bebek istediğini bildiğim için mutluydum. Hamileliğimin başından beri mağazalarda elimin gittiği o elbiseleri alabileceğim için yani kendim için de mutluydum! (Size altıncı hissimin hayatım boyunca çok kuvvetli olduğunu söylemiştim. Başından beri rüyalarımda kız çocuğu görmem, içimden bir sesin bebeğin hep kız olduğunu söylemesi, elimin istemsiz olarak kız çocuk kıyafetlerine gitmesi boşa değildi) Artık Lokum Hanım’ı Allah’ın izniyle kucağımıza almak için 3 ay 10 gün kaldı…:) zaman ne çabuk geçiyor. Daha dün o ilk ultrasonda kese vardı kendisi yoktu!

Hastane çıkışı beni ve eşimi çok etkileyen bir olay yaşadık. Hamileliğimin başından beri bebeğime cinsiyetini bilmeden “Kartanem” adını takmıştım. Böylesi duygusal bir ultrasondan çıktıktan sonra tramvayı beklerken minik kartaneleri yağmaya başladı. Siz belki bunu saçmalık olarak göreceksiniz ama ben yüce Allah’tan bir işaret olarak görüyorum. Kızımızı bize verene şükürler olsun. (Adına karar verdik, doğumdan sonra ailemize ve çevremize açıklayacağız. Ben ona hala Kartanem veya -artık cinsiyeti bildiğimize göre- Lokum Hanım diyorum, blogda da kendisinden böyle bahsedeceğim. İsmi saklamamızdaki amacımız ne gizem yaratmak ne de başka bir şey. Ömrü boyunca kızımıza herkes ismiyle hitap edecek. Bırakın da bari birkaç ay bu ayrıcalık sadece anne-babasında olsun 🙂 )

Hamileliği düşünenleriniz, korkanlarınız varsa şunu söylemek istiyorum: hamileliğin ilk 21 haftası hakikaten kolay değil. Yalan söyleyemem. (Tabii bu süre kişisine göre kısalabilir veya uzayabilir) Fiziki ve ruhsal sorunlarla uğraşırken bir an evvel doğurmak, “kurtulmak” istiyorsunuz. Hamileliği benim gibi ailenizden uzakta yaşıyorsanız daha da zor. Ama şimdi bebeğim hep içimde kalsın istiyorum. Dünyanın en güvenli yeri ana rahmi. Sıcacık, tek yaptığınız şey uyumak, tekme atıp oynamak. Yemek yemeye bile enerji harcanmıyor, anne gönderiyor nasıl olsa… Anne de rahat, bol bol uyuyor, ağlama sesi yok, yorgunluk yok, yemek yemeye vakti var, para harcamalara da başlanmamış 🙂 Sorunlu günleri atlattık Allah’a şükürler olsun. İnşallah artık başka sorun olmayacak ben de martın son haftasına kadar hamileliğin tadını çıkaracağım. Muhtemelen bir daha bu tecrübeyi yaşamayacağım için her saniyesine doymak istiyorum. Bir kardeş düşünüyoruz ama Allah kısmet ederse yıllardır kurduğum ve eşimin de ortak olduğu hayalimi gerçekleştirip Afrika’dan evlat edineceğiz.

MÜZİK KONUSUNA DEĞİNMEK İSTERİM 

Birçoğunuzun bildiği gibi bebekler 20. Haftadan itibaren dışardaki ve içerdeki sesleri duyabiliyorlar. Ben şu “Mozart dinletmek bebeği zeki yapıyormuş” palavralarına hiç inanmamışımdır. Ama bebeğime zeka değil duygu aşılamak için müzik dinletiyorum. Zeka işini yediğim balık ve yumurtalara bıraktım. Peki bebeğim neler dinliyor?

1)Babasını: Evet benim eşimin inanılmaz bir piyano çalma yeteneği var. Çocukken abisine alınan ve abisi beceremediği için bir köşede duran piyanonun başına bir geçmiş bir tek nota bilmeden çalmaya başlamış. Bir kez bile piyano dersi almamış. Şimdi o piyano bizim evimizde. Eşim Hollywood film müziklerinin abartmadan söylüyorum %90ını ezbere çalıyor. (Benim favorilerim Gran Torino, Somewhere in Time ve La La Land) Bir kere dinlettiğim Türkçe şarkıları bile hemen piyanoda çıkarıyor. (Dilek taşı gibi) İçinden geldiğinde piyanoda öyle doğaçlamalar yapıyor ki ben kulaklarıma inanamıyorum. Gitarını da aynı şekilde hiçbir teknik bilgisi olmadan çalıyor. Allah’ın bahşettiği bir yetenek bu; umarım bebeğimize de geçer. Lafın kısası Lokum Hanım her akşam 10-15 dakika babasını dinliyor. Haftasonları daha çok dinleyebiliyor. (Biz sevgiliyken bana besteler yapardı şimdi kızımıza yapıyor, görüyorsunuz değil mi nasıl atıldı pabucum dama?)

2)Annesini: Ben sesimi hiçbir zaman güzel bulmadım ama ezberlediğim her şarkıyı en doğru biçimde ve duygusunu hissederek söylerim. Bu da insanlarda bir illüzyon yaratıyor, sesimi güzel sanıyorlar. Oldum olası evde tek başıma şarkı söylemek bana haz vermiştir. Ben 90lar Türkçe pop hastasıyım. Bebeğime evde bu şarkıları söylüyorum. Ayrıca Türk popüler kültürünü, annesinin dinleyerek büyüdüğü şarkıları bilsin istiyorum.

3)Ney sesini: Özellikle akşamüstü “siesta” uykularımda ney sesini açıyorum ve bebeğimle beraber dünyanın en huzurlu uykusuna dalıyoruz. Doğduğunda da onu ninniyle değil ney sesiyle uyutacağım. Bence aylardır aşina olacağı için sesi tanıyacak ve uykuya kolayca dalabilecek. En azından umudum bu yönde :))

KISA NOTLAR 

* Bu ayı 51 kilo ile kapatıyorum. Toplamda 7 kilo almış oldum. Bence hiç fena değil. Ancak kiloyu orantılı almıyorum. Sadece göğüslerden ve karnımdan kilo alıyorum. Kollarımda, bacaklarımda da değişim yok. Yanaklarım çok hafif etlendi. Ben sanıyordum ki parmağıma ve bileklerime büyük gelen yüzüklerimi ve bileziklerimi takabileceğim. Malesef hala aynı incelikteler. Neyse ödemden şişmelerindense ince kalmalarını tercih ederim 🙂 Hamilelikte ellerde ödem olması ayaklarda ödem olmasından daha tehlikeli çünkü…

* Hastaneye ultrasona gitmişken 8. ve 9. ay randevularımı aldım. Son iki ay randevuları Fransa’da zorunlu olarak hastanede yapılıyor yani artık ebemle görüşmek zorunda değilim. En azından son 2 ayda bir doktorla muhatap olacağım için çok memnunum. Ebe de seçebilirdim ama doktor seçme şansım olunca bir saniye bile tereddüt etmedim. Risksiz hamileler kategorisinde olduğum için sekreter doktor seçimimi garipsedi. Türkler beni anlayacaktır. Hatta Fransa’da ebelere atfedilen önem size halen garip geliyordur değil mi? Ben alıştım ama doktoru daima tercih ederim. Hastane bana aynı zamanda bir anestezi uzmanıyla da randevu verdi. Onunla skolyoz rahatsızlığımı görüşeceğim ve epidural yapıp yapılmayacağını öğreneceğim. Detayları zamanı gelince bloga yazacağım. Üçüncü ve son resmi ultrason randevumu da aldım. Sona yaklaştığımı fark ettikçe heyecanlanıyorummm.

* Belediyeden gönderilen ebe yine geldi. Canım ya vallahi çok seviyorum bu kızı. Üçüncü kez gelmesi için de randevulaştık. O da beni seviyor :))

* Bu konudan sıkıldınız mı bilmiyorum. Umarım sıkılmamışsınızdır çünkü benim demir depolarım gittikçe boşalıyor. Hamileliğe 50 birim ile başladım (referans değer aralığı: 10-204) sonraki ay 40, sonra 32, şimdi de 19 oldu. Ve nihayet ebe bana demir takviyesi yazdı. Allah’ın cezası kadın. Günde 100mg alıyorum. Sonra artık dayanamayıp çok güvendiğim bir doktora danıştım, bana “demir değil hemoglobin önemli” dedi. Baktım bugüne kadar hemoglobinim (Alyuvarlar) hep iyi olmuş. Böylece rahat bir nefes aldım. Keşke kendisini daha önce arasaydım. Blogda artık bu konuyu açmayacağım :)) Tabii hemoglobinim iyi olduğu sürece… demir depolarım olabildiğince dolu kalsın diye yapmadığım şey yok. Çay ve kahve hayatımdan çıktı aylar önce mesela, onları çok özlüyorum. (Daha önce söyledim mi hatırlamıyorum, hamileliğin başında lenfositim (akyuvarlar) düşmüştü. Bu da bağışıklığa zarar verebilir, bol c vitamini alınmalı. Sonra lenfositim normale döndü)

* Gebelik şekeri ölçtürmek için gereken şartların bende olmadığını önceki yazıda belirtmiştim. Zaten bu teste sıcak bakmadığım için hiç ısrarcı olmadım. Ama 28 hafta dolmadan illa ki açlık ve tokluk şekerime bakılsın istedim. Bunu söylediğimde ebem benimle alay edercesine “sırf eğlence olsun diye mi” dedi ben de “hee evet eğlencesine” diye geçiştirip elinden test reçetesini aldım. Artık bu kadına hiç tahammülüm yok, son 1 kez göreceğim (7. Ay randevusu) ve bir daha semtinden geçmeyeceğim. Eşim de artık onu görmek istemiyor… Açlık şekeri için sabah erken laboratuvara gittim. Kan verip eve dönünce hemen kocaman bir kahvaltı yaptım. Kapasitemi zorladım resmen. Ve bu sefer tokluk şekeri için yine laboratuvara gittim. (Çok yordu o yokuş in-çık in-çık) Örneğin kahvaltıya saat 9da başladıysanız tokluk testinin 11’de yapılması gerekiyor. Sonuç olarak açlık şekerim de tokluk şekerim de düşük çıktı. Zaten bendeki bünyeden başka sonuç çıkmazdı ben yine de içim rahat olsun diye yaptırdım 🙂

* Hamilelerin ellerinde “carpal tunnel” diye bir sendrom olurmuş bu haftalarda. Bende olmadı ne hoş 🙂

* Ama deliler gibi reflü yaşadım neredeyse her akşam. Geceleri de uyuyamadığım oldu. Osman Müftüoğlu reflü başlayınca yudum yudum su içmek gerektiğini söylüyor. İşe yarıyor, hemen olmasa da 1 saat içinde reflü bitiyor…

* Sersemlik de mahvetti beni bu ay. Birkaç kez ocağı ve fırını unutup evden çıktığım oldu. Yarabbi hayatımda yapmam böyle şeyler ama hamilelik sizi yarımakıllı yapıyor. Eşim akşamları bir şey anlatırken dalıp gidiyorum, hiçbir dediğini anlamıyorum. Benim hafızam da çok kuvvetlidir ama bu aralar her şeyi unutuyorum…

* Bir gün karnımda minik minik kırmızı benekler çıktı. Kaşınmıyordu, ben karnıma bakarken tesadüfen fark ettim. 48 saat dolmadan da yok oldular. Aklım ermedi bu işe. Umarım bir daha olmaz. Bir de bu beneklerin dışında karnımın solunda bir ben çıktı. Kaşınıyordu ve rengi mordu. Bayağı korkuttu beni ama düşünmemeye çalıştım ve kendiliğinden geçmesi için biraz süre tanıdım. Geçmeseydi doktora gösterecektim. Bu sürede kaşınsa da kendime hakim oldum. Çok şükür 1 ayda kendiliğinden sönüverdi. Umarım bir daha olmaz.

* Hamileliğin balayını soracak olursanız saçlarımın dökülmesinin çok az oranda azaldığını söyleyebilirim. Tırnakların kuvvetlenmesi de balayına dahil ama tırnaklarım hep sağlıklı oldu zaten. Fiziki olarak büyük sorunlar yaşamadım, yoruldukça dinlendim tabii. Seyahate çıkmadım, zaten eşim o kadar çalışıyor ki mümkün değildi hiçbir şekilde. Benim balayım da anca bu kadar oluyor işte 🙂

Böylece sizinle ikinci trimestrı bitirmiş olduk. Hamileliğin zor zamanlarında vakit geçmek bilmiyordu şimdi ise uçuyor! Asla gelmeyeceğini sandığım üçüncü trimestr geldi çattı! Yazacak 3 bölüm kaldı sadece… Allah kısmet ederse daha sonra bebeğimle yaşadığım günleri anlatmaya başlayacağım -tabii zamanım ve enerjim olursa…

Bitirmeden minik bir soru: Doğada insanın dişisinden başka hiçbir hayvanın dişisinin gebeliği 40 hafta sürmüyor. Size de 40 hafta çok uzun gelmiyor mu? Bence çok uzun…

Sonraki bölümde yeniden beraber olacağız. O zamana dek kendinize iyi davranın…

*******

Hello à tous ! Quand vous lirez ce post, je serai déjà dans mon septième mois, je vous propose donc aujourd’hui un petit résumé de mon sixième mois -entre 22e semaine et 26e semaine- 🙂 Allez, c’est parti !

DEUXIÈME ECHOGRAPHIE OFFICIELLE

Commençons sérieusement : nous étions très excités car nous savions que la deuxième échographie était la plus belle. Nous allions mieux voir notre bébé et tous ses organes, mesurer la taille et son crâne etc. Ce jour là, elle pesait 500 grammes et mesurait 30 cm. Mon mari était très nerveux, il ne quittait pas l’écran des yeux ne serait-ce que pour une seconde.

Ces échographies me rappellent le temps où, élève, j’attendais le bulletin après avoir bien travaillé… Même si personne n’est en cause, je sens que c’est toujours une épreuve. D’ailleurs, c’est la même chose pour les tests sanguins mensuels : à chaque fois que les résultats me parviennent, je les regarde comme je regardais jadis mes résultats scolaires, avec la même excitation…

Allez, maintenant parlons du grand mystère qui va intéresser les paparazzis : à la fin de cette deuxième échographie, la sage-femme nous a annoncé d’une voix douce qu’on attendait une petite fille ! Sur le moment, la nouvelle ne m’a rien fait de particulier : pour moi, l’important était que le bébé, fille ou garçon, soit en bonne santé. Puis, quand nous sommes partis de l’hôpital, je commençais à réaliser que le bébé que je portais depuis déjà plusieurs semaines était une fille. J’étais très contente, d’une part pour mon mari car il voulait depuis longtemps avoir une fille, et d’autre part pour moi, car faire du shopping pour une petite princesse est tellement amusant 🙂 Maintenant, il nous reste trois petits mois avant de prendre cette Mademoiselle Lokoum dans les bras !

Quand nous attendions le tram, nous avons vécu un moment très émouvant. Vous savez, depuis le début de la grossesse, nous avions surnommé le bébé “Kartanem”, qui signifie “Petit flocon de neige”, en attendant de savoir son sexe. Eh bien, pendant que nous attendions, des petits flocons de neige commencèrent à tomber sur nos têtes… Comme si le bébé nous disait bonjour pour la première fois 🙂 (nous avons déjà trouvé son prénom, mais nous garderons cette information top secrète… Dorénavant, nous continuerons ici de l’appeler Kartanem ou Mademoiselle Lokoum).

S’il y a des jeunes femmes parmi vous qui envisagent la grossesse, je dois vous avouer que les trois premiers mois ne sont pas faciles… Bien sûr, c’est mon avis basé sur ma propre expérience. Les cas peuvent différer d’une femme à une autre. Voilà comment je peux résumer les choses : quand on a un problème, la grossesse n’est guère plaisante et l’on veut accoucher immédiatement, surtout si l’on est loin de sa famille, dans un autre pays… Mais quand tout va bien, on prit pour que la grossesse dure, et l’on rêve que le bébé reste pour toujours au chaud dans le ventre.

PARLONS MUSIQUE

Les bébés peuvent commencer à entendre à partir de la vingtième semaine. Personnellement, je ne crois pas à l’idée selon laquelle si l’on écoute Mozart, le bébé sera plus intelligent… Mais, en revanche, je pense qu’en écouter est très bien pour procurer des petites émotions à son tout petit. Ainsi, je vais vous parler de ce que Kartanem écoute.

1) Son père : Mon mari joue du piano, bien qu’il ne connaisse pas les notes. Il connaît beaucoup de musiques de films hollywoodiens, dont mes préférées : Gran Torino, Somewhere in Time et La La Land. Je lui ai même fait écouter une chanson turque, et il a su la jouer (Dilek taşı). Parfois il improvise, et je suis encore plus amoureuse. J’espère que Kartanem aura ce talent, car c’est un don de Dieu. Mon mari joue régulièrement le soir, après le travail, mais davantage le weekend. Et le bébé écoute son papa 🙂

2) Sa mère : Je n’ai jamais trouvé ma voix particulièrement belle, mais je pense que je chante bien. J’aime beaucoup chanter à la maison, en particulier les chansons de la Pop turque des années 90. Kartanem aime déjà beaucoup aussi 🙂

3) Le ney (instrument) : quand je fais la sieste l’après-midi, j’écoute des mélodies jouées par cette flûte… C’est très reposant, on peut s’endormir facilement 🙂 je compte bercer Kartanem avec ce son si particulier. Ainsi, elle pourra – du moins je l’espère – dormir facilement.

PETITES NOTES

* J’ai fini mon sixième mois avec 51 kilos. Au total, j’ai gagné 7 kilos mais le gain de poids n’est visible que dans certaines parties du corps. Au début, je comptais mettre des bagues plus grandes car je pensais que mes doigts allaient grossir… mais que nenni ! Rien n’a changé 🙂

* Quand j’étais à l’hôpital, j’ai pris mes rendez-vous pour les consultations du huitième et neuvième mois, ainsi que pour l’anesthésie et la fameuse troisième – et dernière – échographie. J’ai choisi de voir un docteur, et non une sage-femme, pour les consultations. C’est, je pense, une meilleure option, et ce même si ma grossesse n’est pas à risque 🙂 Vous savez, dans mon pays la Turquie, les sage-femmes n’ont pas un rôle aussi important qu’en France… Mais ce n’est pas la raison de ma décision : c’est juste que je préfère un docteur 🙂

* On a reçu à la maison la sage-femme envoyée par la Préfecture. Elle est très gentille, et elle va revenir !

* J’ai appris ce mois une information très importante, qui m’a fortement rassurée : l’élément crucial des tests sanguins n’est pas le taux de ferritine, qui baisse beaucoup dans mon cas, mais le taux d’hémoglobine, qui lui va très bien depuis le début.

* J’ai voulu mesurer le taux de glycémie à jeun, puis une heure et demi après le petit-déjeuner. Dans mon cas, ce test était recommandé, contrairement au test d’intolérance au glucose, qui lui n’était pas nécessaire.

* J’avais lu que, pendant le sixième mois, les femmes enceintes sont parfois touchés du syndrôme “carpal tunnel” au niveau des mains… Mais ce n’était pas mon cas, fort heureusement !

* Par contre, je souffre de reflux importants qui brûlent ma gorge, à tel point que parfois je ne peux pas dormir. Une solution efficace est de boire de l’eau petit à petit, et de ne pas s’allonger après le repas.

* Je suis également plus étourdie ce mois-ci du fait de la grossesse. J’oublie beaucoup de choses, parfois je ne suis même pas ce que dit mon mari (qui lui-même est déjà étourdi)… J’espère que ça va s’arrêter après l’accouchement !

* Un jour, des petits points rouge sont apparus sur mon ventre. Je ne sais pas d’où ils venaient, ni ce qu’ils étaient… Peut-être une allergie ? Quoiqu’il en soit, ils sont partis moins de 48 heures après.

* Quant à la “Lune de Miel de la Grossesse”, ça n’est pas arrivée pour moi. La perte de mes cheveux a certes diminué, mais pas de beaucoup. Mes ongles étaient toujours forts, donc pas de changements notables à ce niveau-là non plus. Physiquement je me sens bien, et je m’allonge quand la fatigue me gagne. Je ne suis pas partie en vacances car mon mari travaille beaucoup… Mais on va faire une folie l’année prochaine !

Voilà, on a fini le deuxième trimestre de la grossesse : quand j’avais des difficultés, le temps ne passait pas vite, mais aujourd’hui tout a changé ! Le temps file ! Ô temps, suspens ton vol, comme disait Lamartine. Il me reste désormais trois chapitres à partager avec vous avant l’accouchement.

Une petite question pour finir : est-ce que ça ne vous paraît pas très long 40 semaines de grossesse ? Dans la nature, ça ne prend pas autant de temps pour les autres êtres vivants !

On se revoit au prochain chapitre ! Prenez bien soin de vous, et à très bientôt ! Bye Bye 🙂

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s