Fransa’da Hamileliğimin Yedinci Ayı / Septième Mois de Ma Grossesse en France

Merhaba! Son trimestrın ilk ayını konuşmak üzere sizlerleyim. 27-31. haftalar arasına bakalım; bu ay neler yaşamışım acaba 🙂

YAŞADIKLARIM VE AKLIMDAN GEÇENLER 

* Geceleri nasıl geçirdiğimi şöyle özetleyebilirim:

-Kusursuz geceler: Deliksiz 8 saat uyuduğum geceler. Haftada en fazla 2 kez…

-Kusurlu geceler: Reflümün tuttuğu ve tam uykuya dalacakken köpeğimiz Rüzgar’ın horladığı, tekrar uykuya dalmaya çalışırken kalp çarpıntımın başladığı geceler…

-Berbat geceler: Hem reflümün tuttuğu, hem Rüzgar’ın hem eşimin horladığı, hem Lokum Hanım’ın tekmelediği, hem belimin ağrıdığı hem de kalp çarpıntımın olduğu geceler. Haftada 3-4 gece… Yazık bana da be!

* Bu kulak tıkanıklığı beni mahvediyor. Temmuz ayından beri haftanın birkaç günü kulaklarım en az 5’er saat servis dışı ve sinirlerimi yıpratıyor bu durum…

* Kendimi bildim bileli zorunlulukları ve sorumlulukları sevmedim. Kim sever ki? Ama hamilelikle bu sorumluluklar daha da arttı. Sona doğru ilerlediğimiz şu günlerde nefsime hakim olup haftaları başarıyla geçtiğim için kendimi kutluyorum. Nefse hakim olmak gerçekten zor iş, insanlık yüzyıllardır bunun üzerine kafa yormuş, edebiyata, maneviyata konu etmiş. Yiyemeyeceklerinizi yememenin dışında yemek zorunda olduklarınızı yemek de zor. Ben öyle anlar bilirim ki iyi pişmiş, yutması zor et bana, ben ona bakarken kanlı yumuşak et halüsinasyonları gördüğüm oldu. “Her şey geçiyor, zaman su gibi akıyor” diyerek avuttum kendimi, eşim de “mayısta sushi yiyeceğimiz günleri düşün” diyerek motive etti beni :)) bunları gelecekte bir gün okuyacağız ve güleceğiz diye yazıyorum buraya. Bir elimde mcdonalds bir elimde kolayla okuyacağım -ki ben bunları yıllaaaar önce bıraktım ama yasak olan her şey çekici geliyor. Bakmayın belki de yemem, şimdi yasak diye deliriyorum. Yavrumu kollarıma almama 8 hafta kaldığına inanamıyorum. Bütün zorluklara değeceğini biliyorum. Onun tekmelerini hissedince bile bir güç geliyor bana, şarj oluyorum; kim bilir kollarıma aldığımda nasıl bir güç inecek!

(Tekme demişken; Lokum Hanım tam bir baba aşığı oluverdi. Babasının sesini duyduğu an uyanıyor ve adeta “Buradayım babacığım” diyor. Benim eşim de mutluluktan havalara uçuyor tabii. İnanamıyor “gerçekten beni tanıyor mu?” Diye devamlı soruyor)

* Hamileliğin başka bir zor yönü bazı günler hatta bazı anlar vücudunuzda tanımlayamadığınız şeylerin oluşu… Mesela tehlikeli gibi görünmeyen ama bir yandan da kuşkulandıran hareketlenmeler oluyor. “Yoksa erken doğum mu başlıyor?” Sorusu akla gelen ilk soru. Neden? Çünkü en istenmeyen ihtimal bu. Eğer vajinadaki veya rahimdeki bir gerilme, bir kasılma yatış pozisyonunuzu değiştirdiğinizde sona eriyorsa iyi. Ama bitene kadar 15-20 dakika geçiyor ve size 15 sene gibi gelebiliyor. Eğer 1-2 saattir geçmiyorsa acile gitmem gerektiğini söylüyorlar.

* Bir zamanlar “Ya yalnızken düşük yaparsam” diye korkarken şimdi doğum başlarsa napıcam, ya evde yalnızken olursa, ya eşim iş seyahatindeyken suyum gelirse, ya doğumda komplikasyon olursa vb ihtimaller beni düşündürüyor. (Tabii evde yalnız değilken de erken doğum başlasın istemem) Fransa’da isyancıların yolları kapatması da beni endişelendiriyor. Bu sorun doğuma kadar çözülmezse hastaneye nasıl ulaşacağız diye düşünmeden edemiyorum. (Hastaneye normalde arabayla yarım saatte ulaşılıyor) Fransa’da duyduğunuzu tahmin ettiğim olaylar yüzünden benzine de sınır getirildi. Bir seferde en fazla 30€’luk benzin alabiliyorsunuz.

* Doğum yaklaştıkça beni düşündüren bir diğer konu ise emzirme konusu. Çünkü benim doğrularım birçok kişinin doğrusuyla örtüşmüyor. Lafı dolandırmadan direkt düşüncemi söyleyeyim: ben 6-7 aydan daha fazla süt vermeyi düşünmüyorum. Hatta bu sürenin de son vakitlerinde ek gıdaya geçmeye başlayacağım ki çocukta travma olmasın, yumuşak bir geçiş olsun. Bunun kötü annelik olduğuna inanmadığım gibi 2 yaşına kadar süt verenlerin de iyi anne olduğuna inanmıyorum. İyi anne olmayı sadece emzirmekle ölçeceksek vay halimize. O zaman aylardır gösterdiğim insan üstü iyi beslenme çabamı çöpe atalım… Zaten çocuk büyüdükçe sütünüz onun fiziki ihtiyaçlarına yetmeyecek ki. Hadi itiraf edin: onun size bağımlı olduğu süreyi uzatmak, kendinize de çocuğuna adamış anne sıfatı yakıştırmak hoşunuza gidiyor 🙂 Hele bir de yıllarca çocukla aynı odada kalan anne babalar var Allah muhafaza. Sonra insanlar ağlıyor “niye evliliğim bitti?” diye… ve/veya “çocuğum 25 yaşına geldi neden hala bizle yaşıyor?” diye… Bana kalsa hastaneden eve gelir gelmez bebeği kendi odasına koyarım ama annem “3 ay sizde kalıcam” diye tutturduğu için ve onu salonda yatıramayacağımız için o gidene kadar bebek bizim odamızda kalacak. Uzun lafın kısası bir kadının atlatacağı zor sürecin en fazla 9+6 ay olması gerektiğine sonra kendini “süt makinası ve anne” değil, yeniden “insan, kadın ve de anne” olarak hissetmeye başlaması gerektiğine inanıyorum. Bu süreci uzatmak çocuğa, anneye, babaya, evliliğe zarardan başka bir şey vermez. Dengeler de şaşar, hanedeki ruh sağlığı da bozulur. Hiç boşuna “Doğumdan sonra göreceğiz seni” demeyin ben kendimi çok iyi tanıyorum 🙂 Bana bugüne kadar neler neler dendi: “seni şundan sonra görücez”, “seni şu yaşından sonra görücez”, “hele bir büyü de görelim” diye… hiçbirinde haklı çıkmadılar çünkü bu işler karakter meselesi…

* Bu ay Rh(-) kan grubu olanlar için kritik bir aydı, bir seri iğne olmaları gerekiyor bu hamilelerin ama ben Rh(+) olduğum için bu işlerle uğraşmadım. Ne mutlu bana! Ayrıca yine bu ay “gebelik zehirlenmesi” için çok kritik. Yani tansiyonunuz kontrol dışı yükselirse tehlikeli sonuçları olabilir. Benim tansiyonum 11-7lerde seyrediyor. (Hamilelik öncesi hep 9-6 civarıydı) Sadece bir kez tansiyonum 14-7 oldu ve burnum kanadı. Doktora hemen gittim ama sıramı beklerken tansiyonum düzeldi. Umarım bir daha olmaz.

* Bu ay havuz derslerim başladı. Havuz dışında nefes ve kas açma egzersizleri yapabileceğiniz gibi havuzda da yapabiliyorsunuz. Ben hoş bir değişiklik olur diye havuzu tercih ettim. İyi ki de etmişim. Yeni ebem bir harika! Keşke en başından beri onunla olsaydım ama kısmet değilmiş. 3 teori+4 havuz dersi olmak üzere 7 kere (haftada bir) görüşeceğiz. Teori derslerinde eşim benimle olacak. Havuz dersleri 45-50 dakika sürüyor. Çok yorucu ama çok da zevkli. Bir hamileyle daha havuzu paylaşıyorum. Ve ne şanslıyım ki sempatik bir Fransız kadını kendisi, malum sayıları çok az… Kafamızı suya sokmadığımız için üşütmeden eve gelebiliyorum. Tüm ders ücretleri Fransız Devleti tarafından karşılanıyor. Yeni ebemin adı Jeanne, ona “Jeanne’ım ciğerim” diyorum 🙂

* Bana ne çok garip geliyor biliyor musunuz? Bebekle beraber yaşıyorsunuz 9 aylık macerayı ama o doğduğunda hiçbir şeyi hatırlamıyor. Bu beni yarıyolda bırakılmış hissettiriyor. “Beraber atlattığımız onca şeyi, mutlu anları, seninle konuşmalarımı nasıl hatırlamazsın?” diyesim geliyor. Keşke bebekler her şeyin farkında olarak, bir hafızaya sahip olarak doğsalar… Mesela hamileliğimde dinlettiğim bir şarkının sözlerini bilse, konuşmaya başladığında şarkıyı söyleyiverse 🙂 Daha önemli bir örnek vereyim: keşke hamileyken beslenmeme ne kadar dikkat ettiğimi bilse ve zararlı yiyecek-içecekler tüketmese… veya onun geleceğini öğrendiğimizde yaşadığımız mutluluğun farkında olsa da ergenlik krizleri yaşamasa, kendini odasına kapatmasa, ne bileyim, bizi sevmediği veya onu sevmediğimizi düşündüğü hiçbir dönem olmasa… Ama mümkün değil işte… bu durum bana Sezen Aksu’nun şu dizelerini hatırlatıyor: “Gelsin hayat bildiği gibi gelsin/İşimiz bu yaşamak/Unuttum bildiğimi doğarken/Umudum ölmeden hatırlamak”

Bazıları bu hafıza silinmesini şöyle açıklıyor: “Eğer aylarca dar bir alanda yaşadığımızı ve hele ki vajinadan çıkışımızı hatırlasaydık kafayı yer, delirirdik.” Buna karşı argüman bulamıyorum doğrusu. Ama yine de doğduğumuzda yaşımızın 0 yaşından değil 9 aylıktan başlatılması gerektiğini düşünüyorum. Yani doğumun 3. ayında 1 yaşımızı dolduruyormuşuz gibi olmalı. Diyelim ki siz tam 29 yaşındasınız ama bana göre 9 aylık+29 yıllıksınız :)) Doğdunuz gün ayrı, rahme düştüğünüz gün ayrı… İnsanı ölüme götüren geri sayım doğunca değil rahme düştüğünde başlıyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

* Eski ebenin tavsiyesiyle 100.000 IU dozunda D vitamini takviyesi aldım bu ay. Malum, kış aylarında hamilelik yaşıyorum… Bu dozu hamile olsanız da olmasanız da yılda bir kez almanız yetiyormuş dediğine göre. Bence önce d vitamini seviyeme bakılmalıydı sonra doza karar verilmeliydi ama bu kadın sizi de artık şaşırtmıyordur diye tahmin ediyorum. Herkese standart uygulama yapıyor… Neyse artık onu görmeyeceğim nasılsa…

* Dişçi randevusuna 6. Ayın sonunda gitmiştim ancak bundan bu ay bahsetmem gerekti. Zira Fransa’da doktor bulmak “iyi doktor” bulabilmek değil bulabildiğine gidebilmek anlamına geliyor ne yazık ki. (Haftalar sonrasına randevu alabilmeniz de cabası.) Bulduğum doktor beni tatmin etmedi. Bir dişimde diş lekesi vardı ve tıbbi adını bilmediğim beyaz bir madde ile normalde o leke kapatılır ki çürüğe dönüşmesin diye biliyorum ben; ama kendisi bu işlemi yapmadı. Benim Bağdat Caddesi’ndeki dişçim olsa beni tedavi uygulamadan asla eve göndermezdi :)) sadece tartarları temizledi ve “doğumdan 3 ay sonra bekliyorum” dedi. Bu yüzden başka bir doktor buldum ve ne mutlu ki birkaç gün sonraya randevu verdi ama o da dişlerimin çok iyi durumda olduğunu, o lekeye acil yapacak bir şey olmadığını söyledi. Ne diyeyim kardeşlerim? “Peki” deyip çıktım; boğazına mı yapışayım “O lekeyi kapat yoksa çürük olur” diye? Neyse ikisine de para ödemedim zaten :))

* Son olarak bu ayı 53 kilo ile kapattığımı söyleyeyim. Totalde 9 kilo aldım. Bir de minik not: Belediyeden gelen ebeye yeni ebemle çok güvende hissettiğimi, artık gelmesine gerek olmadığını söyledim hihi 🙂

BEBEĞİMİZ İÇİN ALIŞVERİŞ 

Benim ‘para harcama’dan anladığım şey ihtiyaçları almaktır. İhtiyaç söz konusuysa bir saniye düşünmem. Bütçeyi kullanmayı ve yönlendirmeyi yalnız yaşadığımda öğrenmiştim. Geriye para kalıyorsa ve gerçekten istediğim bir şey varsa zevkim için alabilirim. Eşim de hesabımızı hiç kontrol etmez, bana bırakır. Bebek alışverişi için de mantığım aynı. İhtiyaç odaklıyım. Ne üst baş ne de odası için gereksiz bir şey alıyorum. (Çocuğumuza da bu zihniyeti aşılamak istiyorum) Takdir edersiniz ki tüm bunlar mesai gerektiriyor. Bu da tüm bu işleri benim yapmam demek oluyor çünkü eşim çalışıyor ve akşamları eve ölü gibi yorgun geliyor. Ona “ilgilenmiyorsun, önemsemiyorsun” deme hakkım yok. Bu konularla ilgilenmek hoşuma gidiyor üstelik. Çalışan kadınlar “erkek de ilgilenmeli” demektense eve akşamları yorgun argın gelen erkeklerle empati kurmalılar diye düşünüyorum. Ben evin hanımıyım; tam zamanlı işim yok, işim evi, içindeki herkesi ve bütçeyi yönetmek. Eşime bunu da yıkarsam adaletsizlik olur. Zaten yatak-dolap montaj, taşıma işlerini o yapacak :)) Bence “fair enough”. 

Şu güne kadar yatak ve şifonyer (Natiloo’dan) ve puset (Doona’dan) aldık. Doona’yı iyi ki keşfettim. Çünkü puseti araba koltuğuna dönüştürebiliyorsunuz. Böylece iki farklı ürün almamış olduk. Bebeğimize amcasından, babaanne ve dedesinden, halasından, anneannesinden ve ninesinden çok fazla hediye geldi. (Bana da çok hediye geldi hihi) Biz de anne-baba olarak birkaç elbise ve oyuncak aldık. Ben kumaştan (çok kalın bir eşarp gibi düşünün) ana kucağı aldım. Yavrumu yemek yaparken veya tv izlerken vs hep koynumda tutmak istiyorum. Bel ağrım izin verdiği ölçüde… Ayrıca pompa ve kolik önleyici biberonlar (mama dönemini de düşünerek şimdiden farklı boylarda biberonlar) aldım. Eğer emzirmek onu kolik yaparsa veya emzirmek beni fiziken zorlarsa sütümü biberonla vereceğim. Daha alınacak o kadar çok şey var ki! Düşündükçe afakanlar basıyor, belki onlardan da gelecek ay bahsederim…

Kız torunları olacağını öğrendikleri günden beri annem de kayınvalidem de deli gibi alışverişe verdiler kendilerini. Ev baştan aşağı pembe kıyafet ve eşyalarla dolacak diye korkuyorum ama durdurmak mümkün değil, üstelik bende de bir pembe-kırmızı hastalığı başladı. Annemle kayınvalidem aynı lisanı konuşmadıkları için kimin ne aldığını diğerine ben söylemek zorunda kalıyorum ki aynı/benzer şeylere para harcanmasın. Tabii bu beni bazen yoruyor ama doğuma kadar hatta belki doğumdan sonra da bu aracılıkla uğraşacağım gibi görünüyor. (Görselde gördüğünüz biricik lacivert elbise benim favorilerimden)

BAĞIŞ YAPMAK İSTER MİSİNİZ?

Ben baby shower, diş buğdayı, doğum odası süslemesi, ilk adım, bebeğimiz ilk kez tek başına uyudu gibi çükübik fikibok sebeplerle verilen davetleri ve insanlara hediye aldırtmayı çok ayıp buluyorum. Kınadığım şeyi yapacak değilim, zaten farklı bir ülkede yaşıyorum. İstesem de yapamam, ayrıca her alınan hediyeyi Türkiye’den taşımak bizim işimize gelmez. Hal böyle olunca bebeğimin şerefine yapılacak en yararlı şeyin bağış yaptırmak olduğunu düşündüm. Size bana hediye alma emrivakisinde değil bir derneğe bağış yapma emrivakisinde bulunuyorum. Bunun için de Tema’yı uygun gördüm. Nikah davetiyelerimi de Tema’ya yaptırmıştım. Şu linkten çok pratik bir şekilde bağışınızı gerçekleştirebilirsiniz. https://online.tema.org.tr/web_14966_1/member_panel_company.aspx?support_id=4 Canınız ne kadar isterse o kadarlık bağış yapın. Bu fikrimden haftalardır haberi olup hala bağış yapmayanları sevgiyle ayıplıyorum. Demek ki zamanında sevdaları doğaya değil kaosaymış…

Bebeğimize kavuşmaya sadece 8 hafta kaldı. İ-na-na-mı-yor-um! Şu son 1 yılda 2 yıl yaşamış gibi hissetsem de hayatımdan memnunum. Her zaman yaptığım gibi sahip olduklarıma ve Allah’ın bahşettiklerine odaklanıyorum. Allah’ım bize kısacık bir zaman diliminde bebek gönderiverdi, bebek sahibi olamamakla sınanmadık… O kadar çok insana bebek kısmet olmuyor ki insanın bebeğin zorluklarından şikayet etmeye haddi olmamalı diye düşünüyorum. Önümüzdeki ay görüşene kadar kendinize iyi davranın…

BONUS: TIP POZİTİF BİLİM DEĞİLDİR 

Evet tıp pozitif bilim değil, pozitif bilimlerde 2×2=4 eder. Tıbbın ise her dalı yoruma açıktır. Bir doktor öyle der, bir doktor böyle der. Elbette ortak kanıya varılan konular vardır ama bu istisnadır. Kordon kanını saklamak gerekli mi, şeker yüklemesi elzem mi, plasenta yenir mi, bebek kaç ay emzirilmeli, vb binlerce konu hakkında her doktor farklı konuşur. Düşünün bunlar sadece kadın-doğum konusundaki görüş ayrılıkları. Tıbbın diğer alanlarında daha ne ayrılıklar var… İşte bizim normal vatandaş olarak yaşadığımız kaybolma hissi bu yüzden. Ben de diyorum ki en iyisi, temel bilgileri alıp organik ve dengeli beslenip gerisini Allah’a bırakmak, tevekkül etmek, bebeğin sağlıkla doğması için dua etmek… bir konu hakkında çok fazla farklı fikir olduğunu fark ettiğiniz anda geriye çekilmek ve görüşler arasında kaybolmamak. Gerçekten kendimi yatıştırmak, strese ve öfkeye teslim olmamak için başka çözüm gelmiyor aklıma. Bu paragrafı özlü sözümle bitireyim: Doğrular görecelidir, gerçek ise biriciktir. Haha nasıl ama? 🙂


Bonjour les amis ! On se retrouve pour aborder le septième mois de ma grossesse ! On y va, c’est parti 🙂

SHOPPING POUR LE BÉBÉ

Je me concentre avant tout sur les besoins, le nécessaire ; pour cela, je m’appuie sur deux listes : la première énumère tout ce qu’il faut acheter en priorité pour bébé ; la deuxième, plus courte, recense ce qu’il faut apporter à la maternité le jour J. C’est moi qui m’occupe de tout ça, pendant que mon petit mari s’occupe de faire du bricolage (notamment pour le lit de bébé). C’est une division du travail très juste, à mon avis 🙂

On a certes reçu beaucoup de cadeaux, ce qui nous a fait bien évidemment plaisir, mais nous voulions aussi faire notre propre shopping pour Mademoiselle Lokoum 🙂 on a donc acheté la poussette chez Doona, une bien belle invention car transformable en siège auto, et le lit chez Natiloo (tout comme le matelas d’ailleurs). J’ai également acheté une écharpe de portage pour garder mon bébé tout près de moi quand je me promène ! Bien sûr, on ne s’est pas arrêté là : nous avons également acheté des sucettes, des biberons anti-coliques, le drap-housse pour le matelas… et il reste encore tellement de choses à acheter !!!

Je voulais adresser un merci tout spécial aux grands-mères qui font du shopping pour leur petite-fille, et qui ont acheté beaucoup de très belles choses 🙂

MON EXPÉRIENCE DU SEPTIÈME MOIS

  • Commençons tout d’abord par mes nuits ; elles sont de trois types :

– les nuits “parfaites” : ce sont celles où je parviens à dormir huit heures sans cesse… autant vous dire que ça n’arrive pas très souvent, en moyenne deux fois par semaine.

– les nuits “guère sympathiques” : elles cumulent, pendant des heures, le reflux gastrique, les ronflements du toutou, et les palpitations.

– les nuits “horribles” : mon toutou ronfle, mon mari ronfle et parle dans son sommeil, j’ai le reflux, Mademoiselle Lokoum danse la samba, j’ai mal au dos, j’ai les palpitations… je ne dors tout simplement pas. Elles arrivent trois à quatre fois par semaine.

  • Les oreilles bouchées… Je vous jure, c’est pénible ! Ça m’arrive deux à trois fois par semaine, cinq heures par jour au moins… et ce depuis juillet dernier ! J’en souffre, mes amis !
  • A mesure que la fin de la grossesse approche, mon régime alimentaire me paraît de plus en plus difficile à respecter. C’est pourquoi mon petit mari me motive et m’encourage en me promettant le retour prochain de nos célèbres “sushis parties”. A cela s’ajoute évidemment mes problèmes de dos, de reflux… qui ne sont pas facile à vivre ! Dans ces moments, bébé me donne un simple petit coup et hop ! Je retrouve la force de continuer ! Imaginez un peu quand elle sera née : rien qu’à la voir, je serai la plus puissante !Encore huit semaines, et c’est bon : je suis SUPER MAMAN ! Et en parlant des coups : Mademoiselle Lokoum adore déjà son papa car quand il se met à parler, elle gigote et semble contente de l’entendre (comme si elle disait “je suis là Papa !”).
  • Au début de la grossesse, j’avais peur d’avoir une fausse couche… Désormais, c’est l’accouchement pré-terme qui me hante. Je veux garder mon bébé au moins jusqu’à la trente-septième semaine, période où le bout de chou arrivera “à terme”. Il faut dire que le contexte actuel en France n’est guère facile avec tous ces blocages, ces colères et j’en passe… Le jour J, j’espère arriver à l’hôpital sans problème.
  • Parlons un peu de l’allaitement : j’envisage d’allaiter mon bébé jusqu’à son sixième mois. Je ressens un petite pression car, en Turquie, les mères se dévouent au point d’allaiter jusqu’à ce que leurs petits aient deux ans. Je ne trouve personnellement pas ça nécessaire du tout et, franchement, je ne vois pas cela comme un critère à respecter pour être une bonne mère. 9 mois de grossesse et 6 mois d’allaitement sont déjà, à mon avis, une belle épreuve physique !
  • Ce septième mois est particulièrement important, notamment pour les femmes qui ont un groupe sanguin négatif (une série de vaccinations s’imposent à cette période). Fort heureusement, ce n’est pas mon cas. Mais, par contre, le mois était aussi important pour les femmes qui souffrent de l’hypertension. Ça m’est arrivée une fois, j’ai d’ailleurs saigné du nez et souffert de maux de tête… mais ces symptômes ne se sont pas répétés ! Ouf !!!
  • Au cours de ce septième mois, j’ai commencé mes cours de balnéothérapie… que je suis avec une nouvelle sage femme ! Au programme : quatre cours de piscine et trois cours de théorie… sept rendez-vous, à raison d’une fois par semaine. Je suis bien occupée 🙂 et ça me plait beaucoup ! Pendant les cours de balnéothérapie, je suis avec une autre jeune femme enceinte qui est très gentille… c’est vraiment sympa de pouvoir partager cette expérience avec quelqu’un qui vit la même chose 🙂
  • Pendant ma grossesse, j’ai pensé à quelque chose de très intéressant. On sait tous qu’un anniversaire célèbre l’arrivée d’une personne en ce monde, et donc à partir de la date d’accouchement. Pour moi, il serait plus juste de remonter encore plus loin, lorsque le souffle de Dieu fait battre le cœur du bébé pour la toute première fois… dans le ventre de sa Maman. Qu’est-ce que vous en pensez ? Pour moi, Mademoiselle Lokoum a déjà sept mois !
  • Au début du septième mois, j’ai pris une grosse quantité de vitamine D (100 000 UI). Ma sage-femme m’a révélé que l’on doit prendre cette dose une fois par an, même quand on n’est pas enceinte.
  • Pour finir, je termine ce mois avec 53 kg, soit neuf kilos de plus par rapport au tout début de la grossesse. Je suis dans la norme… Et je me demande combien bébé fera à la naissance ???

Je-n’ar-ri-ve pas à croire qu’il ne reste plus que huit semaine avant l’arrivée du bébé ! Depuis l’été dernier, j’ai vécu tellement de choses, positives et certaines négatives, que j’ai finalement l’impression que deux ans pleines se sont écoulées. Mais je ne m’en plains pas, je suis très heureuse de ma vie ! Après tout, avoir un bébé est une bénédiction !

C’est tout pour le moment : à bientôt pour le huitième mois ! On se rapproche de la fin 🙂 portez-vous bien, et gros bisous à vous !

BONUS : LA MÉDECINE N’EST PAS UNE SCIENCE POSITIVE

Non, la médecine n’est pas une science positive ! Simple rappel : une science positive dira toujours que 2×2=4. Or, les docteurs n’ont pas toujours un discours homogène. L’un dira blanc, l’autre dira bleu et ainsi de suite… Pendant ma grossesse, ce manque de cohérence m’a beaucoup perturbé. Mais aujourd’hui, j’ai trouvé une solution : j’ai décidé de ne plus me perdre dans ce labyrinthe semé d’opinions différentes ; alors je fais très attention à mon alimentation (saine et bio), et je prie beaucoup pour que tout ce que je fais soit bon pour le bébé.

Advertisements

1 Comment »

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s