Fransa’da Hamileliğimin Son Ayı

Merhaba 🙂 Sizinle hamileliğimin 36. haftasından sonuna kadar başımdan ve de aklımdan geçenleri paylaşacağım. Bu yazının görseli 4 haftalık hamile olduğumu öğrendiğim andan olsun istedim. Test yaptığımda takvimler 16 Temmuz 2018 gününü gösteriyordu. Hazırsanız başlayalım!

22 ŞUBAT: 9. AY RANDEVUSU VE TAKİP ULTRASONUNDA NELER OLDU?

22si sabahı biraz buruk bir şekilde hastane çantamızı alıp hastaneye gittik (ne kadar hamilelikten bıksam da henüz doğurmak istemiyordum) fakat bebeğimizin çok iyi olduğunu ve 2300 gr’a geldiğini öğrendik. Yani beni hastaneye yatırmayacaklardı ve en az 2-3 hafta daha bebeğim benimle kalacaktı. Tabii o gerginliği üzerimizden atarak evimize döndük. Bu arada “streptokok B” bakterisinin bende bulunmadığını dolayısıyla doğumdan hemen önce damardan verilen antibiyotiğe ihtiyacım olmadığını öğrenmek de beni mutlu etti. Hem ultrasonun hem de monitoring’lerin (NST) doğuma kadar her cuma hastanede yapılmasına karar verildi. Size daha önce de söyledim: istedikleri kadar yoğun kontrol yapsınlar canıma minnet! Anca kendilerini rahatlatırlar ben zaten rahatım bebeğimin iyi olduğunu biliyorum. Ailede bile en sakin benim, herkes çok endişeli, normalde anksiyete yaşardım ama her şeyin yolunda olduğunu hissettiğim için sakinim.

1 mart takibi: ‘Bebek çok iyi’ dedi doktor ve beni ‘Grossesse à haute risque’ yani riskli gebelikler grubundan çıkardı ve sonraki haftaya rdv alma kararını bana bıraktı ben de ‘olur’ dedim. Artık monitoring’in müptelası olduk, haftada bir kez girmezsem rahat edemiyorum 🙂

8 mart takibi: Lokum Hanım 2,7 kg olmuş. Yani iki haftada 400 gr almış. Doktor artık ultrasona gerek olmadığını, sadece nst yapılacağını söyledi -ki her hamileye son haftalarda nst yapılıyor zaten. Biz, öyle görünüyor ki, bebeğin neden gereken miktarda kilo almadığını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz çünkü hiçbir problemi yok. En başından beri plasentadan ona giden besin akışı, kalbi, beynine giden kan miktarı, amniyo sıvısı miktarı, baş çevresi, uyluk kemiği uzunluğu, şakaklar arası mesafe her şeyi ama her şeyi normal. Dolayısıyla sebep bulunamıyor. Tabii tüm bu kriterler sağlığının çok iyi olduğunu gösteriyor Allah’a şükürler olsun. Artık doğuma kadar hastaneye gitmeyeceğim.

MİNİK NOTLAR

*Mart başında annem geldi ve yemek yapma yükünü benden, ev temizliği işini de eşimden bir süreliğine devraldı. Benim melek eşim asla yorgunluktan şikayet etmez ama ben gücümün son damlasını tükettiğim için artık yemek yapabilecek durumda değildim. Ayakta duramıyorum bacaklarım titriyor ve kasılmalarım da uzanmamı gerektiriyor

*Hamileliğin birçok ilginç yönü var. Hafta hesaplaması da ilginçti. Yani 9 ayın bazıları 4, bazıları 5 hafta sürüyor. 9. ay ise hepsinden garip: 2 haftada bitmesi de mümkün 6 hafta sürmesi de. Benim 9. Ayım tam 3,5 hafta sürdü.

*Bu düşük kilo konusu bana bir şey fark ettirdi. Eğer bebeğin bir sağlık sorunu yoksa kaç kilo doğduğunun hiçbir önemi yok. Ama (Türk) çevremde birçok insan bu bir yarışmış gibi olabildiğince kilolu doğmasını önemsiyor. Az kilolu olması nasıl bir soruna işaret değilse 3,8 kg doğurmak da sağlık işareti değil. Hani bazı erkekler vardır, skor peşinde koşan zavallı, sığ erkekler… işte hamileleri kilo skorunda kötü hissettiren bu kadınlar da böyle sığ ve zavallı. Skor ihtiyaçlarını böyle karşılıyorlar herhalde; hemcinslerini kötü hissettirerek. Beni etkileyemediniz ama, haydi başka kapıya 🙂

*Biliyorsunuz bu ay taşınmakla uğraştık. Aslında en yoğun geçen süre 1 haftaydı, iki ev arası mekik dokuduk. Devamlı bavul doldurup boşalttık (Sadece büyük parçalar kamyonetle geldi); tabii ben işin işçilik değil yönetim ve organizasyon kısmındaydım. Fiziki yetersizlik ve etrafındakilere destek verememek hakikaten kötü bir durum. Hissettiğim tüm ağırlığa ve ara ara gelen kasılmalara rağmen çoğu gebenin gösteremeyeceği bir performans gösterdim. Nefes nefese neredeyse hiç kalmadım. Dirayetli olduğumu biliyordum ama bu sefer ben de kendime şaşırdım. Kim hamileliğin son ayında bu işlere kalkışır ki? Sonuç olarak bebekten önce taşınmayı ve yerleşmeyi başardık.

*Gözlük takmaya son ay başladım. Yılbaşından itibaren takacaktım ama yeni camlar almam gerekti. Hamileliğin sonlarında hele ki doğum esnasında lens takmak yasak (doğuma ojeli girmenin yasak olması gibi)

* Bu ay beni zorlayan yerim dizlerim ve bacaklarım oldu. Resmen dizlerim tutmadı, evin içinde yürümekte zorlandım, bacaklarım yatarken bile titriyordu. Ama kendimi zorladım ve tüm hamilelikte yürüdüğümden daha çok yürüdüm çünkü artık asansörlü bir binada yaşıyoruz :))

*Doğum yaklaştıkça şu meşhur kordon kanı konusunu inceleyeyim dedim ancak Fransa’da sadece başkasına bağış yapıldığını ve çocuğun kendisi için kanını saklatmanın yasa dışı olduğunu öğrendim. Türkiye’dekiler bu konuyu iyice irdelesin bence, Fransızlar böyle yapıyorsa vardır bir bildikleri. Kandırılıyor olmayasınız? Kanın çocuğun kendisine yaramadığını gösteren çalışmalar dikkate alınarak Fransa’da böyle bir karar alınmış. (Normalde kordon kanını bağışlamak isteyip istemediğimiz sorulurmuş, isteyenlere bir belge imzalatılırmış, ancak benim eşimde talasemi minör olduğu için bize sorulmamış)

*Bildiğiniz gibi bizim bir evladımız daha var. Ben Rüzgar’ı yavrum gibi görüyorum ve birçok insandan daha çok önemsiyorum. Rüzgar en başından beri bebeği hissediyor ancak şu 1-1,5 ayda sona yaklaştığımızı bildiği için olur olmaz davranmaya başladı. Dikkat çekmek istiyor, bizi durduk yerde çiş yapıp üzüyor mesela. O, o kadar iyi ve sevgi dolu bir köpek ki anlayışla karşılıyorum. Beni anne olarak bellemesi, hep temas halinde kalmak, göğsümde uyumak istemesi bana çok normal geliyor. Bebek doğduğunda onun en yakın arkadaşı ve koruyucusu olacağını biliyorum. Aylardır başını karnıma yaslayıp uyuduğunda da ortaya çıkan manzara karşısında hissettiğim mutluluğu tahmin ediyordur hayvan severler.

*Son ayımı çoğunlukla kitap okuyarak geçirdim. Hamilelik boyunca hamilelik ve beslenme ile ilgili okudum artık yeter. Bu ay hem zihnimi dinlendirmek istedim hem de bebek bakımı hakkında okumak istemedim. Bunu içgüdülerime ve bebeğimin bana öğreteceklerine bıraktım.

*Tüm hamileliği hastalanmadan geçirdim kendimle gurur duydum. Tüm hamileliği düşmeden atlattığıma da tam sevinirken bir gün bir basamağı görmedim dizlerimin üstüne düştüm. Eve geldiğimde banyoya kapanıp tek başıma ağladım yara olan avuçlarımı sakladım. Allah korudu bebeğime bir şey olmadı.

*Hamileliği 58 kilo ile arkamda bırakıyorum. Toplam 14 kilo almış oldum. Kayıtlara geçsin 🙂

*Dışarı doğru pörtleyen göbek deliğimin derisi o kadar inceldi ki bebek tekmelediğinde sanki yırtılacakmış da ayağı dışarı çıkacakmış gibi hissediyorum. Kazak, pijama göbek deliğime değince de canım acıyor.

*8 ayda (ilk ayı saymadığımı biliyorsunuz) 8 yılda edinemeyeceğim tecrübeyi edindim. Ama biliyorsunuz hayat her zaman farklı sorular soruyor ve önceki öğrendiğiniz işe yaramıyor. Şimdi başka bir etaba geçiyorum ve bu, ömür boyu sürecek annelik etabı. Ne kadar başarılı olup olamadığımı hep beraber göreceğiz…

*Hamileliği bitirmeden bir konuda çemkirmek isterim. Hani siz Avrupa’nın dışındaki fanusunuzda sizden başka herkesin refah ve medeniyet ile yaşadığını sanıp hayatı kendinize işkence ediyorsunuz ya… etmeyin. Fransa’da hamilelere çok az kişi öncelik tanıyor. Tramvayda yer vermemek için gözlerini kaçıranlar, markette hamile ve engellilere ayrılan kasaları fütursuzca kullanıp beni geride bekletenler… öküz insan her yerde öküz işte… birkaç kez kibar insanlara denk geldim, hepsi bu. Marketlerin bu özel kasalarının çoğu kez kapalı olmasına ne demeli peki? Eşim sesimi çıkarmamı, hakkımı aramamı söylüyor ben ise sinirlerimi bozmamayı tercih ediyorum. Belki de hata ediyorum. Öküzlerin ama en çok da onlara müsamaha gösteren kasiyerlerin hatalarını kendi kendilerine anlamasını bekliyorum.

SONSÖZ YERİNE

Doğum bizden bile çok bebeğimiz için önemli bir olay: çünkü yer çekimsiz, su içinde yaşadığı bir ortamdan dünyaya gelecek. İdrarını yutup geri çıkarıp tekrar yutarak yaşadığı günler bitecek. Bu muhteşem yaşam formu değişimini hatırlamayacak olması çok üzücü. Bence ortalama 80 yıllık hayatın en önemli kırılma noktası doğumumuz ama doğumumuza dair hiçbir şey hatırlamıyoruz… Kendi icadımız olan diploma törenlerine, yıldönümlerine, yılbaşılarına önem atfedip hatırlıyorken bunu unutmak bana normal gelmiyor. Doğanın bir bildiği vardır diyerek bu konuyu çok irdelemeyeceğim. Ancak çocuk sahibi olmak istemeyen kadın ve erkeklere şunu hatırlatmam lazım: Ben de istemiyordum bir vakitler ama şimdiki aklımla düşünüyorum da doğa kendimize dair bu en önemli olayı hatırlamamıza izin vermiyorsa en azından kendi çocuğumuzun bu anına şahit olmalıyız. Sırf bu bile çocuk yapmak için geçerli bir sebep.

Hamileliğimin son günlerinde düşünürken şunu fark ettim. Allah dağına göre kar verirmiş derler, ne doğru bir söz. Bebeğimi başlarda kaybetme riski yaşadım, sonra kilo almaması sebebiyle doğurtulması endişesi tattırıldı bana. Onu kaybetmeyi kaldıramayacağımı bilen Allah bana bu üzüntüyü yaşatmadı ama mücadeleyi sevdiğimi bildiği için hep mücadele ettirdi. Sonunda başardık Lokum Hanım’la işbirliğimiz sayesinde.

Size şunu söylemek isterim: çocuğum bana da babasına da hiçbir şey borçlu değil. Onu dünyaya getiren biziz dolayısıyla biz asıl borçlularız. Ona kimse fikrini danışmadı doğmak ister mi diye, onu mutlu ve iyi bir insan yapmak bizim borcumuz. Yaptığım hiçbir şey için şükran beklemem. Bebeğime yazdığım mektuplarda da söyledim ona: o bize sadece sağlığına çok dikkat etmekle yükümlü. Kendinden meshul olduğu yaşa gelince beslenmesine dikkat edecek, hız yapmak gibi hayati riskler almayacak, zararlı hiçbir maddeyi kullanmayacak. Bunların dışında hiçbir kusuruna kızmam. Bize minnet duyma zorunluluğu yok. Benim ailemin en sevmediğim yönlerinden biri devamlı minnet talebinde bulunmalarıdır. Bu yüzden bu sözü duymak bile benim sinir uçlarıma dokunur. İstediğini sevsin, istediği işi seçsin, istediği yerde yaşasın… Bir gün teşekkür ederse ne âlâ ama etmezse fark etmez o benim kuzumdur ben son nefesime kadar onun arkasında olacağım. Allah’tan dileğim sağlıkla onu kucağıma almak ve iyi bir ömür geçirdiğini görmek.

Sizinle bir maceranın sonuna geldik, asıl macera şimdi başlıyor. Fakat düzenli yazabileceğimden emin değilim. Bu blog yoluna tatillerimizi yazmak için çıkmıştık zaten. Bebeğimizle yaşadığımız maceraları ve de tatilleri paylaşmak için görüşene dek kendinize iyi davranın… Benim ve bebeğim için lütfen dua edin.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s