Fransa’da Doğum Hikayem

Merhaba 🙂 Sizinle doğum hikayemi paylaşmak için yeniden birlikteyiz. Hamilelik günlüğünü böyle düzenli tuttuktan sonra doğumu anlatmamak olmazdı. Herkesin hikayesi farklı 🙂 Bakalım benim maceram nasıl olmuş.

Şunu söyleyerek başlamak isterim:

Çok kolay bir doğumdu çünkü 3 saatte bir minimum düzeyde epidural aldım.

Çok zor bir doğumdu çünkü açılmanın başlamasından itibaren tam tamına 17 saat sürdü ve bu sürede yeme-içme katiyen yasaktı!

Sancılarım 18 mart akşamı başladı. Önce yarım saatte bir, sonra 20 dakikada birdi. Tüm gece boyunca 10 dakikada bir çok şiddetli sancı çektim ama ne suyum geldi ne de nişan… tüm gece toplamda 1-2 saat uyumuşumdur. Sabah (19 mart) hemen acile gittik ve rahim ağzının kapalı olduğunu öğrendik. 1 saat gözetimde tuttular beni, hala hiçbir açılma olmadığı için eve gönderdiler. “5 dakikada bir sancı girmeye başladığında gelin” dediler. (Rahim ağzının açılması kasılmaya sebep olmuyor, kasılmalar rahim ağzını açıyor. Yani ne kadar sık kasılma varsa açılma o kadar mümkün oluyor) Sizin anlayacağınız epidural alacaksanız bile illa ki o sancıları bir süre çekeceksiniz. Çünkü doğumun başladığından ancak böyle emin olunabiliyor. Kasılmanın resmen doğumu başlattığını anlamak için 3 kriteri var: süresi, aralıkları ve şiddeti aynı olmalı. Örneğin: hepsi birbirine benzeyen şiddette, 5 dakikada bir, 20şer saniye sürmesi gibi. Benim sancılarım çok şiddetli olmasına rağmen saatlerce düzensiz devam etti. Ben yine de bunların gerçek doğum sancısı olduğunu iddia ediyorum çünkü dinlenmekle geçmiyordu (en önemli fark bu: kasılmalar “dur bi uzanayım” deyince geçmiyorsa doğum başlamış demektir) aksine ben yatıp uyumaya çalıştıkça daha kötü oldu yani dinlenmem de mümkün olmadı. Kısacası tıp kitabındaki her bilginin gerçek hayatta karşılığı olmuyor.

Nitekim haklı çıktım ve asla düzenli olmamasına rağmen kasılmalarım doğumu başlatmıştı çünkü 19 mart akşamı kanamam oldu ve acilen hastaneye gittik. Tekrar “eve dönün” sözünü işitmek istemiyordum ebeler de “doğum başlamış” diyerek bana istediğimi verdiler 🙂 Açılma 2 cm idi bu yüzden hemen epidural alabildim. Akşam 10:30 itibariyle sancı çekme derdim bitmişti ama o andan itibaren yeme-içme yasağı başlamıştı ve doğumun kaç saat süreceği bilinmiyordu. Hiç uyumadığım bir gece daha oldu, doğum odama bir annem bir eşim gidip geldiler. Onlar için de zordu çünkü bir koltuğun üstünde geçirdiler geceyi. Aklım köpeğimizdeydi; kanamam dolayısıyla ona veda edemeden hastane çantasını kaptığımız gibi çıkmıştık evden ve onu bir sonraki görüşümde kucağımda bir bebek olacaktı. Gece boyunca bazen saat başı birer cm açılma oldu bazen de olmadı bu yüzden doğum uzadıkça uzadı. Şunu söylemeliyim ki Besançon Üniversite Hastanesi’nin personeli muhteşem: böylesi profesyonellik beni hayran bıraktı. Sancımı, heyecanımı unutup onların işlerini nasıl ciddiyetle ve aşkla yaptıklarını izledim. Anestezistinden stajyerine, ebesinden doktoruna hasta bakıcısına kadar hepsi harikaydı. Kendimi bir an şüphe duymadan teslim ettim onlara.

Yalnız sadece bir durumda korku yaşadım o da epidurali ilk alışımda meydana gelen tansiyon düşüşüydü çünkü kulaklarım hiçbir şey duymamaya başladı ve başım inanılmaz şekilde dönüyordu. En son “bana yardım edin” dediğimi (“Aidez-moi”) hatırlıyorum sonra yapılan müdahele ile tekrar kendime geldim ve bana en düşük dozda epidural vermeye başladılar.

8cm’den sonrası çok uzun sürdü bir türlü 10’a ulaşamıyorduk ve benim artık açlığa tahammülüm kalmamıştı. En zor anlar safra kusmaya başladığım son saatler oldu artık eşim de telaşlanmaya başlamıştı; “doğumu ne zaman hızlandıracaksınız?” diye soruyordu. Sonunda ebe “seni 1 saat sonra doğurtacağım” dedi ve gerçekten de 1 saat sonra yani 15:37’de (20 mart) bebeğim kucağımdaydı. Doğumun son 10 dakikasında doktorum da bize katıldı çünkü vakum yapmak gerekti ve ebelerin vakum yapma yetkisi yoktu. Doğumhanede doğum sonrası 2 saat daha kaldık benim ve bebeğin kontrolleri yapıldı sonunda bizi odamıza çıkardılar ve ben deliler gibi yemek yedim 🙂 Devamı sonraki post’ta olacak… 🙂

Bu bölümü bitirmeden canım kocama teşekkür ederim huzurunuzda. 4 buçuk sene önceki tanışmamızdan beri beni her daim iyi ve biricik hissettirmesinin dışında hamilelik boyunca bana verdiği destek için, kendimi her bakımsız ve çirkin hissedişimde sanki içimden geçeni duyuyormuş gibi “Sen dünyanın en güzel kadınısın”, “Hamilelik sana çok yakıştı bunu unutma” dediği için, tüm yorgunluğuna rağmen gıkını çıkarmadan yardım ettiği için, doğumdaki olağanüstü işbirliği için, “keşke senin sancını bana verseler ben çeksem” gibi bir sözü söyleyecek koca bir yüreği olduğu için, sancıların her atak yapışında nefes alıp verme egzersizini benimle göz göze el ele yaptığı için (şimdi gülerek anıyorum o anları), geceleri bana masaj yapsın diye uyandırdığımda şikayet etmediği için, beni anne yaptığı için minnettarım ona. (Dipnot*) O her zaman bensiz yaşayamayacağını söyler, haberi yok ki asıl ben onsuz ve tabii artık bebeğimizsiz yaşayamam. O karşıma çıkmasaydı ne evliliğe ne çocuk yapmaya kalkışabilecek biriydim. Onu çok seviyorum. Ben her aşka gelişimde sevgimi hem kendisinin hem herkesin önünde ifade ediyorum. Merak etmeyin bunları dünyaya duyuruyorum diye; bize nazar değmez. Kötü gözlerle bizim aramızda Allah var. Öte yandan eğer eşime sevgimi ve hürmetimi dile getirişimi fazla, gerçek dışı, vb bulan kişiler tanıyorsanız bilin ki onlar hem gerçek sevginin varlığına inanmıyorlardır hem de hayatlarında çok büyük bir boşluk vardır. Aşkı tatmış olsalar böyle düşünmezlerdi. Siz siz olun onlara kulak vermeyin, sevgiyi dile getirmek kadar güzel şey yok şu hayatta. O sevgisizlerin sizi manipüle etmesine, duygularınızı keyiflerine göre yönlendirmelerine izin vermeyin.

(*) Sanıyor musunuz ki eşimin beni anlamadığı zamanlar olmadı? Hem de nasıl. Ama anlamasını nasıl bekleyebilirim ki? O bir erkek ben ise içinde canlı büyüten, içinden insan çıkaran dişiyim; ben bile kavrayamıyorum bunu. (En basit örneği vereyim: neden küçük şeylerde bile dakikalarca ağladığımı anlayamadı. Ben de anlamıyordum ama hormonlara bağlı olduğunu biliyordum) Erkeklere haksızlık etmeyelim. İşte bu yüzden beni anlamadığı anlarda farklı odalarda birkaç saat geçirmeyi tercih ettim tartışmalar kavgaya dönüşmesin diye. 

Bonus: Şuna hiç anlam veremedim. “Babasına çok benziyor” sözüne sinirlenen ve bize tavır alan anneler… karşınızdaki içinden ne geçiriyor biliyor musunuz? “Çocuğu sütçüden yaptı herhalde” diyorlar. Ben de öyle düşünenlerdenim. Bebeğimiz yüzünü gördüğümüz ilk ultrasonda da babasına benziyordu şimdi daha da benzemiş. Bu benim için mutluluktan başka bir şey değildir. Nasılsa sonsuza dek anası benim. Kızım yüzünü de babasından alsın, karakterini de, iyi huyunu da. Kumaşı sağlam benim yavrumun. Bana benzemesin ne yazar? Ha “halasına, babaannesine benziyor” derseniz kızarım tabii o başka 🙂

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s